Reklam verin!
İyul 9, 2008 9:02 tarixində, Insan tərəfindən, Bölməsiz bölməsində yazılib       Şərhlər(0)      Baxış sayı:58
Kur’an-ı Kerim’i incelediğimizde “Amenü Billahi” ifadesinin çok kullanıldığını;
Amenü Allahi” ifadesinin  hiç kullanılmadığını görüyoruz…
Neden Kur’an’da bir kere bile; “Amenü Allahi” ifadesi kullanılmamış da sürekli “Amenü Billahi” ifadesi kullanılmış?… Acaba “Amenü Billahi” ile “Amenü Allahi” aynı manaya gelir mi?...
Amenü Billahi” yerine, “Amenü Allahi” denilebilir mi?...
Belki de en önemli soru; “Amenü Allahi” demek doğru mu, yanlış mı?...
Amenü Billahi” demeyip, “Amenü Allahi” diyen iman etmiş olur mu?...
Amenü Billahi”deki “B”nin rolü nedir?...
Tanrı zannından kurtulup, ALLAH’a gerçekten iman etmek için, “Amentü Billahi”yi OKU’mak zorunludur!...
Amentü Allahi” diyenler ise; bunun manasını bilselerdi, bu sözün üstüne tövbe ederlerdi!...
Hatalar bizden… İsabet kaynaktan…

Kur’an-ı Kerim’i incelediğimizde “Amenü Billahi” ifadesinin çok kullanıldığını;
Amenü Allahi” ifadesinin  hiç kullanılmadığını görüyoruz…
Neden Kur’an’da bir kere bile; “Amenü Allahi” ifadesi kullanılmamış da sürekli “Amenü Billahi” ifadesi kullanılmış?… Acaba “Amenü Billahi” ile “Amenü Allahi” aynı manaya gelir mi?...
Amenü Billahi” yerine, “Amenü Allahi” denilebilir mi?...
Belki de en önemli soru; “Amenü Allahi” demek doğru mu, yanlış mı?...
Amenü Billahi” demeyip, “Amenü Allahi” diyen iman etmiş olur mu?...
Amenü Billahi”deki “B”nin rolü nedir?...
Tanrı zannından kurtulup, ALLAH’a gerçekten iman etmek için, “Amentü Billahi”yi OKU’mak zorunludur!...
Amentü Allahi” diyenler ise; bunun manasını bilselerdi, bu sözün üstüne tövbe ederlerdi!...
Hatalar bizden… İsabet kaynaktan…


Ne kadar doğru olduğu bilinmez ama; şöyle bir şey söylenir: Mevlana Yunus’un “ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm” sözünü duyunca Yunus için; “benim sayfalarca yazdıklarımı, bir sözüyle söylemiş” dediği anlatılır…

Ehli Yunus’un bu sözündeki derinliği daha iyi bilir… Büyük zatların miraçlarının göstergesi olan sözleri vardır… Bu söz de, o sözlerden biridir… Hz. Muhammed(as)’in “beni gören HAKKI görmüştür”; Hz. Ali’nin “görmediğim ALLAH’a ibadet etmem”; Hz. Ebu Bekir’in “hiç bir şey görmem ki, evvelinde ALLAH’ı görmüş olmayayım” sözleri gibi…

Yunus’un da; “ete kemiğe büründüm, Yunus gibi göründüm” sözü onun miracının ispatıdır… Yunus’un bu sözü gerçekten, kitaplar dolusu bilgiye denktir… Kur’an’ı Kerim’in ise her ayeti, her sözü miraca(bilincin özüne uruç) dönük olup, “B; bunların başı, her kapıyı açan anahtarı, maymuncuğudur”… Rasul, nebi, veli vb. büyük insanlar da aslında sözleriyle; “B’yi açıklayıcı olmaya” çalışmışlardır… Bir insan için en önemli konu iman olup; bu imanın makbulü de “B sırrıyla imandır”… Üstad Ahmed HULUSİ’de “B sırrı ile işaret edilen ismi ALLAH olan”, “insan gibi düşünen tanrı sanısından, ALLAH gibi düşünen insan anlayışına” gibi bir çok ifadeyle, eserlerinde “B sırrını” günümüz insanın anlayacağı bir dil ile açıklamıştır… Ahmed BAKİ de eserleriyle Dostun Dostu olmuştur… Hasan Güler’de “Kur’an-ı Kerim’in B-Meali” ile bu hizmete en büyük katılımı sağlamıştır… Böylelikle nerdeyse örtülmeye yüz tutmuş, “B gerçeği ile iman” tekrar açığa çıkmıştır…

Bu hizmet “Elmalı Muhammed Hamdi Yazır’ın Kur’an-ı Kerim Tefsiri” ile meyve vermiştir… ”B gerçeği” açıklamaları tefsirin orijinalinde olmasına rağmen, diğer başka basımlarda tefsirden çıkarılması,  ALLAH’ın takdiri olup, bu durum ilmin yok olmasıyla değil, yeni yeni ilmi doğumlar olmasına vesile olmuştur… Kur’an’ı Kerim’deki “B gerçeği”; tasavvuf yoluyla korunup bize ulaşmış, bilim ile buluşup kaynaşmış, artık gönüllerde yıkılmaz bir kale olmuştur… Günümüz insanı içine düştüğü deccaliyetten(madde dünyası), mehdi (doğudan gelen tasavvuf) ve İsa (batıdan gelen bilim) ile “B gerçeği”ne kavuşarak kurtulacaktır… Tasavvufun değerini ve anlamını iyi bilmek gerekir…
Tasavvufun gayesi; “ALLAH ahlakı ile ahlaklanmak”, “ALLAH boyası ile boyanmak”, “ALLAH gibi düşünmek”, “ALLAH’ı bilmek, ALLAH’a ermek” dir… ALLAH bir insan değilse, sınırsız-sonsuz ise; O’nun ahlakının, boyasının, düşüncesinin  vb. ne olduğu fark edilmelidir… Her tasavvuf ehli ahlaklı olmalıdır, ama her ahlaklı olan tasavvuf ehli değildir… Tasavvuf’tan amaç ALLAH’tır; ahlak ise tasavvufun sadece bir getirisidir, tek ve asıl amacı değildir…   

Kur’an-ı Kerim’de “Amenu Billahi” denmiş; Yunus da “ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm demiş”… Yani O; “büründüm de göründüm” demiş… Ayet de; “attığında sen atmadın, atan ALLAH’tı” diyor…

Bir kudsi hadiste ALLAH "....görür gözü, işitir kulağı, söyler dili BEN olurum!...” diyor… Bilimin destek olmadığı, hakikatlerin sembol, mecazlarla dile getirildiği zamanlardan birinde, Yunus “BÜRÜNDÜM” diyor…

Günümüzde bilimin holografik gerçeklik, kuantum fiziği, sicim teorisi … ile açıkladığı B gerçeğine; o zaman için seçilebilecek, belki de en güzel kelime “BÜRÜNDÜM”…

İsmi ALLAH olan HU” yapısının sınırsız-sonsuz özelliklerini terkipler şeklinde açığa çıkarmış, açığa çıkan bu terkipler değişik sema/bilinç boyutlarını oluşturmuş; sema/bilinç boyutlarının da algıladığı arz/yer boyutları meydana gelmiştir… Arz en üst boyutta enerji olarak algılanırken, ara boyutları geçerek, bizim boyutumuzda madde olarak algılanmaktadır… Bu Arz boyutlarının değişik şekillerde algılanmasının sebebi; o boyutların algılanmasını sağlayan sema/bilinç boyutlarıdır… Bu sema/bilinç boyutları da; ALLAH’ın yapısının sınırsız-sonsuz özelliklerinin terkipler şeklinde açığa çıkmasıyla oluşmuştur…

Yani Yunusun dediği gibi; “ismi ALLAH olan yapı” bürüne bürüne en sonunda boyutumuzda et-kemik beden olarak görünmüştür… HU denen yapı; bürünerek görünmüştür; yapısını değiştirip parçalanarak et-kemik beden olmamıştır… ”ALLAH ismi ile anılan”; vücudunun (Esma-ül Hünsa denilen) sınırsız-sonsuz özelliklerinin sergilediği bir ilim ile; evren içre evrenler var olmuştur…

Bizim anladığımız manada; parçalanmayla olmamış; bu şekliyle “mevcudat varlık kokusu almamıştır”… Mevcudat; “ALLAH’ın yapısı ve yapısının özellikleri” ile var olmuş, var algılanmıştır…   “Amenu Allahi” yani “ALLAH’a iman” mı; yoksa “Amenu Billahi” yani “Billah’a iman” mı?... ALLAH’a mı iman ettin; Billah’a mı iman ettin?... Kur’an “ALLAH’a iman edin” demiyor; “Billaha iman edin diyor!...(Nisa: 136)

Ayette “Ya eyyuhelleziyne amenu, aminu ‘B’illahi= Ey (takliden) iman edenler!.. ‘B’ sırrıyla iman edin Allah’a” deniyor… Çünkü “Amenü Allahi” ile ALLAH’a iman edemezsin!... ”Amentü Allahi/Allaha iman ettim” diyorsan imanın baştan taklididir, tanrıya iman etmektesin…

Böyle demen; “ALLAH’ın varlığı yanı sıra O’ndan ayrı olarak bir de ben varım ve ben ALLAH’a iman ettim”, manasına gelir ki; o zaman sen bilincinde ALLAH’la değil tanrı zannın ilesindir!... ALLAH’a ancak MÜ’MİN olan ALLAH iman eder… ”Amenü Allahi”de daha senin varlığın yoktur!… Senin varlığın “B” ile, yani Yunus’un sözüyle “BÜRÜNME” ile başlar… Sen ancak; “Amentü Billahi” diyebilirsin!… ”Amentü Billahi” diyebilenler ancak tahkiki imana ulaşabilir!… O zaman bilirsin ki; bürünme ile varsın, varlığında varlığıyla hüküm süren ALLAH’tır… ALLAH’ın varlığına bürünme sonucu değişik isimler takıldığını anlarsın!..

Bu isimlerle ALLAH’ın özelliklerinin değişik terkiplerinin kastedildiğini fark edersin!… Muhatabını bilir, ona göre yaşarsın!... Al-u İmran Süresi 18. ayette; “ŞehidAllahu enneHU la ilahe illâ HUve, vel Melaiketü ve ülül ılmi kaimen Bil kıst* la ilahe illâ HUvel Aziyz’ül Hakiym;"

Allah “La ilahe illa HU”ya, yani “O’ndan başka vücud yok”a şahid olmuştur... (Dolayısıyla çeşitli birim isimleri adı altında gene kendisi) Melaike ve kaimen Bil-Kıst (uluhiyyet hükümlerini kaim kılan,adil) olarak İLİM sahipleri de (bu şahadeti izhar etmiştir)... (Demek ki) Aziyz, Hakiym olan O’ndan başka ilah (vücud) yoktur.”denerek de ALLAH’ın ancak kendisine/vücuduna şahid olacağı açıklanmıştır…

İlim sahiplerinin şehadeti ise “B gerçeği kapsamında uluhiyet hükümlerini kaim kılmasına(Bil-Kıst)” bağlanmıştır… Yani; ALLAH’a ancak B gerçeği/bürünme kapasitesi kapsamında, uluhiyet hükümlerinden açığa çıkacak ilim nispetinde, şahit olunacağı vurgulanmıştır… İman etmek için akıllı olmak, deli olmamak; aklı ermek, reşit olmak gerekiyor… Yani iman akılla, idrakle erilecek bir olgu… Ayrıca iman şahit olmayı da gerektiriyor… İman eden şehadet getiriyor… Yani iman; idraktir, şahit olmaktır… Hz. Ebu Bekir “ALLAH’ı idrak etmek demek, ALLAH’ın idrak edilemeyeceğini idrak etmek demektir” diyor…

O halde; idrak edemediğin, şahit olamadığın(bilincinle) ALLAH’a nasıl iman edebiliyorsun?... ALLAH  bürünmemiş (Billahi ile değil, Allahi ile) iken; sadece sınırsız-sonsuz-TEK olan kendisi varken;ALİM olan var olup, sınırlı bilinç olan sen yokken … Bu durumda ancak ALLAH kendisi kendini sınırsız-sonsuz olarak idrak eder ve ancak kendisi kendine sınırsız-sonsuz olarak şahid olur…

Sen ancak “Billahi”de var algılanırsın… İman ancak; “Billahi”de bürünme sonucu görülür hale gelir… Burada bile; sen adı altında iman eden kendisidir… Yani “ete kemiğe bürünüp, Yunus diye görünendir”… ALLAH bürünme ile iman edilir hale gelir…Bürünme olmadan kim, nasıl, neye iman edecektir?… Bürünme yoksa, ALLAH sınırsız-sonsuz hep olarak hiçlik hali ndedir, bilinmezliktedir… Bürünen de aslında; ALLAH’ı değil, Billah’ı; yani ALLAH’ın büründüğü sureti, bürünme sınırlarının elverdiği kadarıyla idrak eder, şahit olur, iman eder… Yani “Amentü Billahi” ile biz “bürünülmüş olarak; iman ediyoruz bürünen ALLAH’a, ALLAH’ın bürünmesine, ALLAH’ın büründüğü surete”… Öyleyse; iman boş bir söz değil; ALLAH ise bir tanrı değil…

Sınırsız-sonsuzluğu ile “Allahi”de şahid olmuş kendine; bürünmüş olarak da “Billahi”de şahit olmuş kendine… Gerçekte iman edilen de; iman eden de kendisi..Her şey “B gerçeği” ile yani bürünme ile var olmakta; ”B gerçeği/bürünme” ile birbirlerine şahit olmakta ve varlıklardan böylelikle emin olunmakta, iman olunmakta… Bu şuur boyutlarında küfür ise; bürünmeyi oluşturacak sınırsız-sonsuz özelliklerin beli kısmını örterek terkibi meydana getirmekte…

Bu bilinç boyutlarında her şey; yaratım sistemine hizmet eden birer mekanizma… Bu boyutlarda; herkes dost, düşman yok; her şey tek, ayrım yok; her şey güzel, çirkin yok; her şey doğru, yanlış yok; her şey gerekli, önemsiz yok; her şey yolunda, hata yok… ”Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmış”, “Allah’ın boyasıyla boyanmış” bu boyutlar… Sanki hepsi “ALLAH gibi düşünen İNSAN” olmuş; teslim olmuş, mümin olmuş, Müslim olmuş…

Gerçek iman olan “Amenu Billahi” ile; ALLAH’ın büründüğü ilmi surete iman şuurla şahit olmakla başlıyor…”Amenü Billahi” bürünülende bürüneni görmektir… Bürünülene şahit olunması sonucu, bürünene iman etmektir… Hz. Muhammed “beni gören HAK’kı görmüştür” diyor… Göremediğine HAK diyebileceğini sanan, BİLHAK’kı anlamamıştır… Hz. Ali; “görmediğim ALLAH’a ibadet etmem” diyor… Göremediği ALLAH’a ibadet edebileceğini sanan, BİLLAHİ’ye iman etmemiştir… Hz.Ebu Bekir “hiç bir şey görmem ki, evvelinde ALLAH’ı görmüş olmayayım” diyor… Baktığında BİLLAH’ı görmeyen gerçekte “BİLLAHİ ŞEHİYDA”ya şahit olmamıştır…

Bu yazımızı “B sırrıyla iman-küfür-şehadet” içeren, seçtiğimiz dört ayeti tefekkürünüze sunarak tamamlıyoruz…

Yazdıklarımız yazamadıklarımızın; bildiklerimiz bilemediklerimizin yanında bir hiçtir… ALLAH muinimiz olsun…

KURÂN-I KERÎM "B" MEÂLİ (İniş Sırası) 4 - NİSÂ SÛRESİ
166-) Lakinillahu yeşhedü Bi ma enzele ileyke enzelehu Bi ılmiHİ, vel Melaiketü yeşhedun* ve kefa Billahi şehiyda;

Fakat Allah sana inzal ettiği ile (B sırrınca) şahidlik eder ki, Bi-ilmiHİ (yani, HU’nun ilmi olarak) Onu sana inzal etmiştir... Ve melaike de şahidlik ederler... Şahid olarak (B sırrınca) Allah kafiydir.

KURÂN-I KERÎM "B" MEÂLİ (İniş Sırası) 3 - ÂL-U İMRÂN SÛRESİ
52-) Felemma ehasse Iysa minhümül küfre kale men ensarıiy ilAllah* kalel Havariyyune nahnu ensarullah* amenna Billah* veşhed Bi enna müslimun;

Vaktaki İsa onlardan küfrü hissedince şöyle dedi: “Kimdir ensar’ım (yardım edicilerim) Allah’a (giden yolda) ?”.. Havariler dedi ki: “Biz’iz ensarullah/Allah yardımcıları... İman ettik (B sırrıyla) Allah’a... (B sırrınca) Şahid ol, doğrusu biz müslimleriz”.

KURÂN-I KERÎM "B" MEÂLİ (İniş Sırası) 3 - ÂL-U İMRÂN SÛRESİ
64-) Kul ya ehlel Kitabi tealev ila kelimetin sevain beynena ve beyneküm ella na`büde illAllahe ve la nüşrike Bihi şey’en ve la yettehıze ba`duna ba`dan erbaben min dunillahi, fein tevellev fekulüşhedu Bi enna müslimun;

De ki: “Ey Ehl-i Kitab!.. (Hepiniz) bizimle sizin aramızda seva’ (adil) olan şu kelimeye gelin: Allah’dan başkasına ibadet/kulluk etmeyelim, O’na (B gerçeğince) hiç bir şeyi ortak koşmayalım ve Allahı bırakıp da/Allahın gayrından bazımız bazımızı rabler edinmesin”... Eğer yüz çevirirlerse o vakit deyin ki: “(B gerçeğince) Şahid olun biz müslimleriz”.

KURÂN-I KERÎM "B" MEÂLİ (İniş Sırası)29 - ANKEBÛT SÛRESİ
52-) Kul kefa Billahi beyniy ve beyneküm şehiyda* ya`lemu ma fiys Semavati vel’ Ard* velleziyne amenu Bil batıli ve keferu Billahi ülaike hümül hasirun;

De ki: “Benimle sizin aranızda Şehiyd (şahid) lik itibarıyla (B sırrınca) Allah kafidir... Semavat’ta ve Arz’da olanı bilir (O)... (Bi-) batıla iman edip Allah’ı (B sırrınca) küfr edenlere gelince, işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
 



Şərh yazın

  • shocked
  • smile
  • evil
  • grin
  • question
  • lol
  • rolleyes
  • mad
  • wink
  • razz
  • confused
  • redface
  • cool
  • suprised
  • cry
  • sad

captcha