Reklam verin!
İyul 7, 2008 16:22 tarixində, ata tərəfindən, Bölməsiz bölməsində yazılib       Şərhlər(0)      Baxış sayı:31
Bilelim ki…
Butun ilimlerin başı, Allah’ı bilmektir!.
“Allah”ı bilmeyenin ilmi ise, boşa emektir!
Allah’ ı hakkıyla idraka calismadilar” diyor Kuran, 22.surenin 74. ayetinde...
Öyleyse önce, “Allah” ismiyle işaret edileni çok iyi bilmemiz lazim!

Zira su ayetlere dikkat edelim:
“Hayalini hevasını tanrı edineni gordun mu?”(45-23)
”Allah yanısıra tanrı edinme!” (28/88)
“Allah de, bırak sapık fikirleriyle başbaşa!” ( 6/91)
Asikardır zatı Hak, gormeyi bir dilesen…
“Benligi”dir var olan, adını silebilsen!
Duşunursun ki varsın; oysa bu varsayımın!
Zatı Hak’tır varlıgın, “nefs”ini gorebilsen!
“ALLAH” ismiyle isaret edileni, anlatmaya calistigimiz kitabin adi “Hz. Muhammed’in acikladigi ALLAH” olarak konuldu.
Belki de pek cogumuz icin sasirtici bir isim..
Nicin sadece “ALLAH” degil de; “Hz.Muhammedin acikladigi Allah”ı
Cunku insanlarin pek cogu, hayalinde tasavvur ettigi “tanri” kavramini “ALLAH” adiyla etiketliyor da ondan…. “ALLAH” ismiyle isaret edilenden tamamen alakasiz “tanri” kavramiyla avunup yasamina buna gore yon veren insanlarin sonu ise coklukla hüsran olacak, zira sonucta kafalarinda kurguladiklari boyle bir “tanri”nin var olmadigini gorerek buyuk sukutu hayale ugrayacaklar maalesef!.
“ALLAH” adiyla isaret edileni anlatmaya calistigimiz kitabimizda elimizden geldigince, dilimiz dondugunce “Allah” ismiyle isaret edilenin bir “Tanri” olmadigini; cesitli yanlis bilgilere ve sartlanmalara dayanan hayallerde kurgulanmis turlu “Tanri”larin asla Hz.Muhammed Mustafa Aleyhisselam’in teblig etmis oldugu “ALLAH” ile bagdasmadigini izah etmeye calistik.
En ilkelinden gelismisine kadar hemen herkesin dusuncesinde bir tanri vardir...
Onu sever, ona kizar, onu yargilar, zaman zaman yaptigi yanlis isler yuzunden onu itham eder. Adeta onu yukarida bir yildizda, ya da boslukta oturmakta olan bir tonton dede ya da celalli bir sultan gibi tahayyul ederiz.
Biraz daha genis dusunenler ise bu tahayyulumuzde kurgulanmis tanrinin olamayacagini soyler ve “biz Tanriya inanmiyoruz” derler..
Evet... Hz.Rasulallah, kisinin olumotesinde karsilasacagi olaylara gore o kisinin zarar gormemesi, huzur ve sadet icinde yasamasi icin gerekli olan sartlari bildirerek o sartlara donuk bir bicimde belli onerileri ve teklifleri getirmistir.
Kisi kendi akli-idrakiyla bu teklifleri degerlendirip birtakim calismalari yapar veya yapmaz; sonucuna katlanir!
Iste bu sebepledir ki Kuran’da;
“La ikraha fiyd diyn!”
“Din icindeki tatbikatta; Din uygulanmasinda zorlama yoktur” hukmu gelmistir. Yani, hic bir ferdin veya kurulus veya devletin, bir kisiye dini bir kurali uygulatma yolunda zor kullanma hakki veya sorumlulugu yoktur, bu ayete gore!.
Kuran’i kabul eden, ayeti kabul eden kisinin, bir baskasina herhangi bir dini kurali uygulatma konusunda zorlama yapmaya hakki yoktur!.
Cunku esasen zaten olay, zorlamayla yapilacak bir olay degildir.
Sen, diyelim ki, belli bir imana sahip kişisin... Ama, Cuma namazina gitmiyorsun, hangi gerekceyle olursa olsun.. Buna karşin, Allah’a inaniyorsun… Kuran’ın Hak Kitap oldugunu kabul ediyorsun.. Hz. Muhammed’in Allah Rasulu oldugunu kabul ediyorsun..
Şimdi eger ben, seni Cuma namazina herhangi bir cezai mueyyideyle, tedbirle gondermeye kalkarsam, sen kerhen, istemeye istemeye Cuma’ya gideceksin; veya oruc tutacaksin..
Ben seni zorladigim icin, sen istemedigin halde oruc tutugunda veya namaz kildiginda, bu yaptigin hareket MUNAFIKLIKtir; ikiyüzlülüktür!
Yani sen, belli bir imani olan kişiyken, benim seni zorlamam yuzunden istemeyerek, yaptigim zorbalik yüzünden, uyguladıklarınla munafıklık duzeyine düşersin!.
Benim seni, iman noktasından munafiklık çizgisine atmaya hakkım yoktur!
Hicbir kimsenin de, bir baskasini dini bir kurali uygulamaga zorlamaya hakki yoktur!.
Neye goreı Kuran’a gore!.
Kuran insanlarin kendi akliyla kendi idrakiyla kendi yolunu cizmesini oneriyor!.
Iste bu yuzden zaten Islam, TEKLIFTIR!
“Islam’ın şartları” diye bahsedilen calismalar, tekliftir! Yani “sen bunlari bunlari yaparsan şu neticelerle karsilasacaksin; veya yapmazsan şu tarz olaylarla karsılaşacaksın”, denerek teklif ediliyor.
Kişi de bu teklifi, ya degerlendirir veya degerlendirmez, neticesine kendi katlanır.
Demek ki Islamiyet, kisinin olumotesine inanmasi veya olumotesi yasami idrak etmesi sonucu, kendisinin karar vererek birtakim seyler yapmasini istiyor. 
Zorlama diye bir olay yok!.
Ayrica herbirimiz Hz.Rasulallah’a inanmak ve O’nun gosterdigi yoldan gitmek teklifiyle karşi karşiyayiz.
Senin herhangi bir tarikata, herhangi bir şeyhe baglanman veya herhangi bir mezhebe girmen diye Din’de bir hüküm yoktur.
Cunku Din esas itibariyle akla, mantiga, düşünen insana hitab eder; ve Insanlarin dusunmesini, tefekkur etmesini, aklini mantigini kullanmasini ister.
Yani kişinin, kendi yolunu kendinin cizmesini ister.
Dolayisiyla herkes, Kuran’i elinden geldigi kadar anlayacak.. Hz. Rasulullah’in sözlerini açiklamalarini dinleyecek, etud edecek, ve buna gore kendine bir yol çizecek.
Islam, Kuran insanin körükörüne, koyun gibi gidip birisine tabi olmasindan yana degildir.
Insanin akliyla mantigiyla yolunu cizmesinden yanadir!.
Iste bu sebeptendir ki, biz insanlarin bu konuları düşünmesini, araştirmasini, bu yolda etudler yapmasini ve bunun geregi bir bicimde de kendi yasamina kendisinin yon vermesini oneriyoruz.
Dolayisiyla biz hicbir zaman, ne bir dini liderlik, ne bir onderlik, ne bir şeyhlik, ne bir hocalik, ne de herhangi bir dini unvan ve etiketten yana degiliz; boyle unvanimiz yok; insanlari da kesinlikle kendimize davet etmiyoruz! Cahiller, bizi, bu gorüşümuze ragmen, bizi nasil etiketlemek isterse istesin, bu etiket bize yapışmaz!
Islam’da asla “din adamligi” diye bir sinif veya etiket yoktur!
Biz, insanlarin kendi akil ve mantiklarini kullanarak, kendi yollarini kendilerinin cizmeleri realitesine davet ediyoruz..
Insanlari, gercekci bir bicimde Islam’i kaynaklarindan arastirip sorgulamaya, ogrenmeye davet ediyoruz.
Oyleyse bu gercekler isigi altinda dusunelim...
Din’i gercekci bir bicimde degerlendirelim...
Bu gercekci degerlendirme bizi nereye getirecekı...
Bizi şuraya getirecek; Hz. Rasulullah, Sistem’in geregi olarak bize belli önerilerde bulunmuş; “Şunlari şunlari yaparsaniz sizin icin boyle faydalı olur, veya bunlari yapmazsanız neticesinde böyle birtakım sıkıntılar sizi bekliyor” diye..
Hz. Rasulullah’in bize onerdigi Kuran’da bahsedilen teklifer, kesin olarak bilelim ki, bir paket degildir. Yani “ya hepsini birden tatbik edeceksin, veya hic birini tatbik etme!”
Bu tamamen yanliş bir görüştür!
Kuran’in bize teklifi pek çoktur; Namaz, oruc, hac, zekat, yalan soylememek, giybet etmemek, zina yapmamak, kumar oynamamak, vesaire gibi...
Bunun ne kadarini biz tutarsak o kadar karli oluruz; ne kadarini ihmal edersek, geri birakirsak, o kadarinin da sonuclarina katlaniriz.
Şimdi diyelim ki bir kişi Ramazanda oruc tutabiliyor, elinden geliyor; fakat namaz kilamiyor..
Tamam... orucunu tutsun.. Namaz kilamiyorsa kilamasin...
Namaz kilamiyorum diye de orucu tutmamasi yanliştir!.
Veya herhangi bir kisinin, “Sen madem ki namaz kilmiyorsun, oruc da tutma” demesi kesinlikle yanlistir ve Din’de yeri olmayan bir hükümdur, buyuk vebal getirir!.
Cunku herkes yapabildigi kadarini yapacak, yapamadiginin da sonuclarina kendisi katlanacaktir!
Yani biz hicbir zaman Allah adina yargic olamayiz ve birbirimizi yargilamakla da yukumlu veya yetkili degiliz!.
Herkes yaptigini yapacak ve neticede de Allah ile kendi arasinda bir mekanizma karar verecektir!
Biz maalesef bazi seyleri cok yanlis anliyor ve anlatiyoruz..
Günümüzde çok önemli bir konu, kadınların başını örtmesi olayıdır.
Namaz-oruc-hac-zekat gibi hukumlerin bir insan icin son derece onemli oldugu ve bunlari yerine getirmeyenlerin neleri kaybetmekte oldugu Hz.Rasulullah tarafindan aciklanmistir..
Bu hukumler bu kadar onemliyken maalesef bazi kisiler Din olayini, Muslumanlik olayini sadece ve sadece kadinlarin başörtmesi uzerine kurarak; başini ortmeyen kadinin adeta Islamiyette yeri olmayacagini, kafir olacagini vurgulama noktasina kadar gitmektedirler.
Bize gore bu, cok yanlis bir degerlendirmedir!.
Kuran’da kadinin basini ortmesi konusunda ayetler vardir. Yani bu, hanimlara yapilan bir tekliftir!
Fakat, bir hanim basini ortmedigi takdirde ne olacagina dair ne bir Kuran ayeti vardir; ne de Hz.Rasulallah’in getirdigi bir açiklama vardir.
Dolayisiyla, Islam Dini’ni kabul etmis olan bir hanim, eger başini örtmüyorsa, biz onun hakkinda hicbir yorumda ve degerlendirmede bulunmayiz.
“Yaptigi hareket, onunla Allah arasinda cözümlenecek bir olaydir. Allah nasil dilerse onun hakkinda oyle hukum verir “ deriz ve geceriz .
Ama o hanimin “ben basimi ortemiyorum oyleyse namaz da kilmayayim” demesi kadar buyuk bir yanlis da olamaz!.
Eger başini örtemiyorsa, ortemeyebilir. Ama gene de namazini kilabilir, orucunu tutabilir, hacca gidebilir. Nasil namaza durdugu zaman, basini ortup namazini kiliyor, daha sonra da gunluk kendi kiyafeti icinde cikip dolasabiliyorsa, ayni sekilde o hanim Hacca da gider. Hac gorevini de oranin sartlari icinde ifa eder, dondukten sonra da gene kendi kiyafeti ile yasamina devam eder.
Basini ortmemisse, bu, Allah’la onun arasinda bir olaydir. Ama basini ortmemesi, Hacca gitmemesi konusunda kesinlikle bir engel teşkil etmez!.
Bunu cok açik ve net söylüyorum!.
Ve herkesin kendi yasamini buna gore degerlendirmesi gerekir.
Yani yasamda temel esas sudur:
Biz gercekci zaman boyutuna gore, saniyeler kadarlik bir surec yasiyoruz Dunya uzerinde!.
Nitekim Hz. Rasulullah buyuruyor ki:
“Insanlar uykudadir, olunce uyanirlar!”
Olunce uyanirlar!… Bu ifadenin hem zahir yasami ilgilendiren anlami vardir, hem de suur boyutuna hitap eden anlami.
Insanlarin olmeden evvel yasadiklari hayat, bir “ruya” hukmundedir!.
Biz, adeta bir ruya hukmunde olan bu Dunya yasaminda olumotesi ebedi hayati kazanmak; olumotesi ebedi hayatin bedenini, imkanlarini insa etmek durumuyla yuz yuzeyiz.
Boyle bir surec icinde yasamimizin buyuk bir kismi, gercekleri farketmeden gecmis... Gencligin, orta yasin, is hayatinin cesitli gurultusu patirtisi, calkantisi icinde omru harcamisiz.. Kalan onumuzde ne kadar bir sure bilmiyoruz... Belki de cok cok az! Su gunun sartlarinda bir trafik kazasi bir anda hayati bitiriveriyor. Ve o gecisten sonra da geri donus, Dunya’ya geri gelis kesinlikle mumkun degil!.
Oyleyse ne yaparsak burada su cok kisa surelik omurde yapmak zorundayiz!
Yani, yasamimizin bir kismi alev almis yaniyor.. Sanki salonumuzun bir kismi alev almis yaniyor.. Biz buradan kurtarabildigimizi kurtarmaya bakacagiz!
Yanan yanmis... Onun gailesini derdini cekmiyecegiz.. Geride ne kalmissa onu kurtarmaya bakacagiz.
Simdi.. “Efendim ben basimi ortemiyorum” diyerek baska yapabileceklerini ihmal etmek, yapilacak en buyuk hata ve gaflettir!
Herkes ne yapabiliyorsa onu yapsin!
Cuma namazina gidebilen, Cuma namazina gitsin...
Gunde 2-3 vakit namaz kilan 2-3 vakit kilsin!.
5 vakti tamamlayan aliyyul ala..
Ama ben 5 vakit kilamiyorum, oyleyse hic kilmayayim, demek cok yanlistir!..
5 kilamiyorsan 4 kil... 4 kilamiyorsan 3 kil.. 3 kilamiyorsan, hic degilse bir sabahleyin elini yuzunu yikadiktan sonra ayagini da yikadigin zaman iste abdest almis oldun!.
2 rekat sabah namazini evden cikmadan evvel kilsan, hic olmazsa gunun bir vaktini kilmis olursun... Hic kilmamaktan cok daha aladir.
Bir seyi hic yapmamaktansa biraz olsun yapmak, neticede kazanctir!
Siz dukkaninizi actiginiz zaman, isyerinize geldiginiz zaman, “bugun 100 milyon kazanicam, 5 milyon kazanicam, 10 milyon kazanicam” deyip de bunun 10 da birini kazandiginiz zaman“; olmaz, bu benim hedefim degildi; istedigim degildi”, diye geri mi ceviriyorsunuzi
Hayir!
Alabildiginiz, karinizdir!.
Oyleyse su dunya yasami icinde, bu Dunya mucadelesi, savasi icinde yapabildiginizi yapin..
Ister kadin olun ister erkek...
Ister genc olun, ister yasli..
Gecen gecmistir.. Gecmisin kavgasiyla bosa gecirecek zamanimiz yok!.
Onumuzde mechul ve uzun olmayan bir surec var. Bu sureci mumkun olabildigince iyi degerlendirmeye bakalim.
Ne yapabiliyorsak onu yapalim. Cunku karimiz o kadar olsun!
Zarardansa en az kar, her halukarda iyidir.
Kazanmamaktansa kazanmak, az da olsa gene de iyidir!..
Iste Din’deki esas, “herkesin ne yapabiliyorsa onu yapabilmesi” esasidir.
Cunku bir daha geri gelip yapmadiklarimizi yapma sansimiz olmayacak!.
Niye mii Gayet basit…
Biz su bedenimizde yasarken disaridan çeşitli gidalari aliriz. Bu gidalar vucudumuzun enerjisini, bioelektrik enerjisini olusturur.
Bu bioelektrik enerji, mikrovolt cinsinden elektrik ihtiva eden, beyin hucrelerinin ihtiyaci olan bioelektrik enerjiyi meydana getirir..
Beyin, bedendeki bioelektrik enerjinin verdigi gucle, belli bir işinsal dalga yayar.
Beynin yaydigi bu işinsal dalgalar bir yandan bizim “RUH” adini verdigimiz isinsal bedenimizi, yani “astral bedenimizi”, yani “ruh”umuzu üretir ve beynimizdeki tum kapasite bilgi, idrak, ilim ve de “ruh gucu” denen “ruhumuzdaki mevcud potansiyel enerji” beyin tarafindan “ruh”a yüklenir.
Beyin durdugu andan itibaren de, ruha yuklenmiş olan bilgilerin oluşturdugu bilincle biz yasamimiza işinsal boyutta, “Güneş platformu” dedigimiz gunesin işinsal alanı icinde, Dunyanin manyetik alaninin icinde Kiyamete kadar yasamimiza devam ederiz. Ki bu devre, Din’de “BERZAH ALEMI”, “Kabir alemi” diye anlatilmiştir.. 
Bu aleme geçtikten sonra artik Dunyaya bir daha geri donus diye bir olay yok!
Ve yeniden beyin sahibi olarak, yeniden ruhumuza birseyler yukleme sansimiz yok!
Iste bu yuzdendir ki biz gelecege donuk bir bicimde belli calismalar yapmak zorundayiz!.
Simdi.. en basit bir olayla meseleye girmeye calisayim...
Biz abdest aliriz.. Abdest aldigimiz zaman, “bunu niye aldikı” diye sorarsak, eskilerin bir cogu der ki; “temizlik olsun diye, temizlik için “...
Halbuki Hz. Rasulullah aleyhisselam icabinda bir bardak suyla dahi abdest almistir; ve bugun ortadogu ulkelerinde sicak yerlerde görürsünüz, ufacik bir kaptan birazcik suyla abdest alinir..
Hele bir de teyemmum olayini düşunurseniz… yüze toprak surme….
O alinan suyla vücudun temizlenmesi mumkun degildir!
Buradaki temizlik, bildigimiz fiziki bir temizlik olayi olamaz.
Peki, temizlik için degilse, niçindirı
Eger bunu da dikkatli bir şekilde düşunursek;
Vücudun osmos yoluyla dışardan hava aldigini biliyoruz.. Ayni sekilde osmos yoluyla disardan su da alir. Suyu almasi demek, H2O, hidrojen ve oksijen atomlarindan oluşmuş olan enerjiyi sinir sistemine iletmesi demektir!
Eger disardan suyu vücuda sürmek suretiyle elektrik enerjisi temini amacina matuf degilse abdest, acaba ne içindirı...bunu düşünmek gerekir.
Ayni sekilde “Teyemmüm” dedigimiz şey de vücutta statik elektrigin beyin uzerinde büyük baskı ve stresi oluşturan statik elektrigin atilmasidir. Yani “ibadet” denen bu calismalarin herbiri, tamamen bilimsel birtakim gerçeklere, fiziksel, kimyasal birtakim “sistem gerekleri”ne dayali sekilde onerilmiş calismalardir!
Işin bir diger degişik yönü daha var... O yönü itibariyle de olay şöyle:
Bu Kainati var eden Mutlak Varlik; ki “ALLAH” ismiyle O’na isaret edilmistir Islam’da, Kuran’da...
Bu varligi, kainatta varolan herşeyi, kendi isimlerinin-esmasinin ozellikleriyle varetmistir. Yani hepimizde varolan butun ozellikler, “Allah Isimlerinin isaret ettigi manalar”dan kaynaklanmaktadir.
Insanin yeryuzunde halife olmasi, Allah’in 99 isminin manasinin da mahiyet olarak-oz olarak insanin varliginda mevcud olmasindan kaynaklanmaktadir.
Şimdi, Insanin Halifeligi’nden bahsetmisken burada bir noktaya daha açiklik kazandirmak istiyorum...
Dikkat edin, Kuran’daki ayette; “Biz insani Halife olarak yarattik”, veya “Biz sizleri yeryuzunde halifeler olarak meydana getirdik”, derken kadin ve erkek ayirimi yapmamistir.
Yani, Allah’in Halifesi olma yonunde, erkek ve kadin esittir! Her ikisi de Allah’in Halifesi olma kemalatina sahiptir.
Bu sebepten dolayi da kadinin erkekten 2. derecede olmasi veya 2. duzeyde, 2. sinif mahluk olmasindan söz edilemez.
Çünku Allah, “Biz sizi yeryuzunde Halife olarak yarattik” derken kadin ve erkek ayirimindan sozetmemistir!.
Asliyyeti ve mahiyeti itibariyle kadin ve erkek Hilafet bahsinde esit ozelliklere sahiptir!
Islam’in ve Kuran’in bu gercegini boylesine vurguladiktan sonra, isin biraz daha derinine girmek istiyorum ..
Hepimiz Allah’in isimlerinin varligiyla meydana geldigimize gore; Allah’in Rahman, Rahim, Murid, Melik, Kuddus isimleri hepimizde varoldugu gibi, Allah’in Zati sifatlariyla da hepimiz variz.
Yani Allah’in Hayat sifatinin varligimizda olmasi itibariyle hepimiz HAYY, yani canli- diriyiz.
Allah’in ilim sifatinin hepimizde varolmasi itibariyle hepimiz suur sahibiyiz..
Allah’in Irade sifatinin hepimizde varolmasi hasebiyle yani Allah’in MURID isminin manasinin isaret etiigi irade vasfi, ozelligi hepimizde mevcud oldugu icin biz suurumuzda varolan seyleri dilemekte; ve KUDRET sifati hepimizde varoldugu icin o dilediklerimizi gerceklestirebilmekteyiz.
Yani hepimiz Allah’in zati sifatlari ve esmasinin ihtiva ettigi ozelliklerle variz.
Kuran’da ve Hz. Rasulullah tarafindan Allah’in bu isimlerinin bize bildirilmesi, yukaridaki - otedeki bir Tanrinin ozelliklerini bize tanitmak amaciyla degil, kendi varligimizi teskil eden bu ozelliklerin yani yapimizin hakikatinin bilinebilmesi amacina matuftur.
Nitekim “Nefsini bilen Rabbini bilir!” hadisi bu gercege işaret eder. Yani sen nefsindeki bu ozellikleri ne kadar bilip taniyabilirsen, o nisbette de senin nefsinin, varligin, kainatin hakikati olan Allah’in özelliklerini bilebilirsin!
Ancak; Allah’i ne kadar bu ozellikleriyle bilirsen bil, Zati yonunden de O’nu bilebilmek, düşunebilmek, tefekkur edebilmek, mumkun degildir!
Cunku Zatinin sonsuz ve sinirsizligi, sinirli ve sonlu idrak ve kavrayis sahibi varliklarin Onun Zatini kavramasina olanak tanimaz!.
Oyleyse biz hepimiz, O’nun varligiyla, O’nun esmasinin ozellikleriyle meydana geldigimize gore, gercekte herbirimiz O’nun tum ozellikleriyle asikar olduguna gore, O’nun diledigi ozellikleriyle asikar olduguna gore, herbirimiz O’nun halifesi olarak saygiya, sevgiye ve hurmete deger varliklariz!.
Oyleyse biz adi-rengi-cinsi-irki-dili-dini ne olursa olsun herbir insani ve birimi sevmek ve saygi gostermek mecburiyetindeyiz!.
Cunku o ismin, o resmin, o rengin, o dilin, o dinin, o irkin ardindaki varlik, Allah’a ait varliktir.
Yuz cevirdiginiz, nefret ettiginiz, begenmediginiz, hor-hakir gordugunuz varlik, neticede Allah’in vechine dayanan bir varlik oldugu icin bu davranişiniz Allah’a uzanir gider.
“Secde”, sadece alni topraga koymak degil; varlikta mutlak hakiki yegane varligin O oldugunu, ötelere atmadan idrak edebilmek ve her bir surette O’nun vechinin varoldugunu idrak edebilmektir!.
Eger biz bu idraka gelirsek; ne Arab’i hor goruruz, ne Acem’i hor goruruz, ne Kurd’u hor goruruz, ne Alevi’yi hor gorururuz, ne Sunni’yi hor goruruz, ne herhangi bir birimi!.
Öyleyse bizim icin “Allah’in Halifesi olan insan” vardir. Ve hangi irkta, hangi cinste, hangi dilde, dinde ortaya cikarsa ciksin, biz onu sevip saymak, ona elimizden gelen saygi-hurmeti gostermekle mukellefiz!
Aksi taktirde Allah’tan ve gerceklerden perdeli olarak sartlanmis gafil bir birim olarak bu dunyadan gecer gideriz ki, bunun sonucu da ebediyyen azap ve izdirap icinde kalmaktir. Cunku kendimizin hakikatinden mahrum kalmis, hakikatimizi taniyamadigimiz icin de karsimizdakini degerlendirememis ve boylece de gaflet icinde, yani bir diger gunumuz ifadesiyle, koza icinde-kozadan cikamadan bu dunyadan gecmis oluruz.
Ya kozamizi delip kelebek olup ucacagiz… Ya da kozayi delemeden kozayla birlikte kaynar kazani boyliycak; ipek bocegi misali, kelebek olamadan tirtil olarak ipegin icinde atesi boyluyacagiz!
Ipegin icinde olup da onun disina cikamadan o kozayla birlikte ateşi, kaynar kazani boylamak, herhalde tirtil icin hos bir sey olmasa gerek!
Oyleyse;
“Ey ipegin icindeki!”…
Kozani delip, kelebek olup ucmaya bak.. Aksi taktirde tirtil olarak o kozayla birlikte kaynar kazan seni bekliyor! Gel sen aklini başina topla.. Bir an evvel kozani del, yasamin gerceklerini gor. Hz. Rasulullah’in hitabina kulak ver, Onu degerlendirmeye calis. Ebedi hayatini kurtarmaya bak!. Cunku sana teklif edilen şeyler senin kendin icin gerekli olan şeyler.
Ne Allah’in sana ihtiyaci var..
Ne Allah Rasulunun sana ihtiyaci var..
Ne Kuran’in sana ihtiyaci var..
Ne de benim, sana ihtiyacim var!
Sen, sadece kendi gelecegini kurtarmak icin bu soylediklerimi dusunmek, degerlendirmek mecburiyetindesin!.
Aksi takdirde pişmanligin hicbir zaman sana fayda vermeyecektir.”
Su anda Dunya uzerinde 5 milyar insan yasiyor.. 5 milyar insani bir araziye toplasak, senin tanidigin bir insani o 5 milyar icinde gorup bulma sansin, dikkat et, 5 milyarda birdir!
“Olum” denen olayla birlikte bu dunyadan ayrilacaksin ve kabir alemine gececeksin... Kabir aleminde milyonlarla sene yasamina devam edeceksin ve Kiyamette tum insanlar biraraya gelecek.
Acaba bugun en deger verdigin birimlerin kacini orada gorebileceksin, bulabileceksin veya bulamayacaksini
Şimdi... “Ölum” denen olayla birlikte “Kabir alemi”ne gireceksin, dedim.
Kisaca bu konuyu biraz açmak istiyorum...
Biz “ölum” denen olayla birlikte bu bedenle alakamiz kesildikten sonra şuurlu bir bicimde kabre konariz. O mezarin icindeki topragin icindeki haserati, sunu bunu hepsini goruruz. Ve ayni sekilde disardan gelen sesleri de isitiriz, fakat kabirden cikip gidemeyiz. Tipki butun gun yasam boyunca düşundugun olaylar nasil otomatik olarak rüyana girer ve ruyanda bunlari degistirmek elinden gelmezse, gunduz kafana girmiş şeylerin dogal sonucunu ruyanda yasarsan; “Dunyada da insanlar uykudadir, olunce uyanirlar” hesabi, dunyada neleri yasamissan, neleri benimsemissen, benlenmissen, sahiplenmissen bunlarin hepsinin sonuclarini da kabirde yasamaya baslarsin!.
Tabii bir sure sonra madde dunyasi tamamen kayboldugu icin de, kabrin o toprak mezar bolumu, dunyasi tamamen kaybolur ve ruh boyutunda kabirde yasamaya baslarsin.
Kabirde “Ruh boyutunda” yasamaya başlamiş olman demek, senin gözünün onunden dunyanin tamamen kaybolmasi, güneşin işinsal platformunda yaşamaya başlamiş olman ve guneşi ve guneşin içindeki butun canlilari oldugu gibi gormeye baslaman demektir.
Ayni sekilde galaksi icindeki tum yildizlarin isinsal boyutundaki varliklari da gormeye baslarsin. Iste bu olay Din’de “kisi olumle birlikte kabirde bir pencere acilir. Bir yandan cehennemi ve icindekileri gorur, bir yanda bir pencere acilir cenneti ve icindekileri gorur”, diye anlatilmiştir. Cunku ruh gözünde mesafe kavrami yoktur!
Bizim bu gozle her ne kadar 50 metre, 100 metre, 1000 metre gorme gibi bir sinirimiz varsa da, kabir alemine gecmis kisinin ruh gozu icin mesafe kavrami kalkar ve sanki birkac metre yanindaymis gibi 150 milyon km. otedeki gunesin merkezinin isinsal varliklarini, canlilarini gormeye baslar.
Bizim bir arkadaşın hesabina gore, su anda 70 kilo olan bedeni gunes uzerindeki agirligi itibariyle 300.000 kilo olacak diye dusunuyor.
Cehenneme girmis insanlarin bedenlerinin de son derece dev boyutlarda olacagina dair birtakim hadisler, yani Hz.Rasulallah’in aciklamalari var.
Kabir alemine gecen bu kişi bir yandan gunesi, icindeki canlilari ve o ortami gorur..
Şayet o, orada ebedi olarak kalacak olanlardan ise; gidemeyecegi guzel ortami gorup, gidecegi de azap verici ortami gorup, bunun sonucunda kabirde oldukca sikintili azapli bir evre gecirir, tipki kabus icinde ruya goren insan gibi..
Eger bunun aksi ise, yani o cennet denen guzellikler ortamina gidecek, ordan kurtulacaksa, o zaman da cok huzurlu olur, o obur ebedi kalinacak ortamdan kurtulacaginin sevinci icinde.. Ve bu sure kiyamete kadar boylece devam eder.
Kiyamet dedigimiz, bizim tesbitimize gore guneşin büyüme ve çevresindeki dünyayi yok etme evresinden sonra; şu anda dunya varolmasi itibariyle “Von Allen” adi verilmis manyetik kusagin icinde yasamaktadir, dunyadan ayrilmis kisilerin ruhlari.
“Kabir alemi” ve “Berzah alemi” denen alem, bu kusak icinde olan manyetik alemdir!
Gunesin buyume evresiyle birlikte Gunes; Merkurun, Venusun ve Dunyanin tamamen eriyip, yok olup, buhar olmasini, sonucta TAMAMEN ORTADAN KALKMASINI TEMIN EDER.. Bu kalkisla birlikte “Von Allen” alani - dunyanin manyetik cekim alani da biter.
Bu bitisle birlikte insanlar, Gunesin cekim alanina dahil isinsal mekan-platform uzerinde hep bir arada olurlar. Bu alan ortadan kalktigi icin de, “Mahşer” denen o kiyamet evresinden sonra da insanlar dunyada neler yapmis olduklarini ve bu yaptiklari yanlislarin ve dogrularin kendilerine neler getirdigini, o gunun sartlari ve varliklari icinde musahede ederler. Yani “mahşer” denen ortama dair hadislerle sembolik bir bicimde anlatilan butun olaylar bilfiil yaşanir ve bundan sonra bu insanlardan belli çalişmalar yapmiş, belli neticeler elde etmis kisiler Cehennem ortamindan cikarak, tamamen “Cennet” denen bir baska boyuta gecerler..
Digerleri ise o boyutta yani Gunesin cekim alani icinde kalir.
Esasen, Gunes’in cehennem oldugu konusu, bizim musahademize goredir..
Bizim bugunku bilimsel verilerle olaya yaklasimimiz da gunesin dunyayi yutacagi ve yok edecegi kesin olarak bildirilmektedir!.
Iş, gercekler boyle olduguna gore bu durumda biz ne yapmak zorundayizı
Işte “ne yapmak zorundayiz”a yine geldik, donduk dolastik ayni yone.
Bir yonu itibariyle olumotesi ruhumuzu, su anda yaptigimiz beyin calismalariyla olusturdugumuza gore beynimizi azami olçüde degerlendirmek zorundayiz. Mesela; “herkesin beyni %5-7 arasinda bir kapasiteyle calismaktadir” bulgusu vardir bilimsel olarak.. Geri kalan %90 civarinda bir kapasite de beyinde atil duruyor.
“Biz Allah’i zikredelim” dedigimiz zaman, “ne yapiyoruzı”, “niye yapiyoruzı”..
Bunun uzerinde kisaca durayim...
En onemli şey bir insan icin, ZIKIR’dir!
Cunki “zikir” denen olay, biraz evvel de bahsettigim gibi yukarida otede bir tanriyi anma amacina yonelik olarak gelmemistir.
Biz, biraz evvel de bahsettigim gibi, Allah’in cesitli isimleriyle isaret edilen ozelliklerle varolmusuz.
Bu ozellikler yani Rahman isminin, Rahim isminin, Murid isminin, Kuddus isminin, Fettah isminin manalari bizim beynimizde mevcuttur!
Nasil mevcutturi
Beyinde, ne kelime vardir, ne resim vardir, ne goruntu vardir..
Beyinde her bir anlamin, belli hücre gruplari icinde yerlesik belli frekansta bir titreşimi vardir. Beyin hucreleri surekli titresim halindedir. Bir elektriksel titresim halindedir.
Her bir dusunce, beyinde belli hucre gruplari arasinda bir titresim olusturmakta ve belli bir elektrik akisi olusturmaktadir.
Dunyada ilk defa olarak, 1986 yilinda “INSAN VE SIRLARI” isimli kitabimizda, zikir denen olayin beyinde hucreler arasinda belli bir elektrik faaliyeti meydana getirdigini, bu kelime tekrarindan hucreler arasindaki elektriksel faaliyetin arttigini; bunun frekansinin atil duran diger hucrelere ‘transmetter’lar araciligiyla iletilerek bu atil duran hucrelerin o gelen frekansa programlanarak devreye girdigini ve boylece de zikrin beyindeki kapasiteyi arttirdigini yazdik.
1986 senesinde biz bunu yazdiktan sonra, bu konuda ilk bilimsel aciklama, 1993 senesinde Amerika’da, 93 aralik sayisinda, Dunyanin bir numarali bilim dergisi olan “Scientific America”da bir makalede ele alindi.
Bu makalede, bilim adami-yazar beyindeki hucrelerin belli kelime tekrarlariyla devreye girdigini, kelime tekrarlarinin beyinde belli hucreleri devreye sokarak kapasiteyi arttirdigini yazdi. (Scientific America mecmuasi 1993 senesi Aralik ayi sayisi) Arzu edenler bu olayi ordan tahkik edebilirler.
Yani burda demek istedigim şu;
Siz, zikir yapmak yani Allah’in belli isimlerini anmak suretiyle o isimlerin ihtiva ettigi anlam istikametinde beyin kapasitesini gelistirebilirsiniz. Mesela diyelim ki Allah’in 7 zati sifatindan 3.sifati olan irade sifatinin adi olan MURID ismini zikrettiginiz zaman, hergun belli bir sayida bunu tekrarladiginiz zaman, diyelim ki 1000-2000-3000 defa tekrarladiginiz zaman, birkac ay sonra kendinizde Irade gucunun arttigini farkedersiniz.. Bunun yani sira, “Murid” isminin yanisira, “Kuddus” ismini tekrar etmeye basladiginiz zaman, kendinizde belli bir arinma, istemediginiz kotu aliskanlillardan arinma; kendinizin bu beden degil, bir bilinc bir varlik oldugunu ölumotesi yaşamda yasaminizin devam edegiden bir sonsuz varlik oldugunun idrakinin kendinizde gelismeye basladigini farkedersiniz.
Iste butun bu kelime zikirleri yani Allah’in isimlerinin zikri, sizin beyninizde belli kapasiteleri arttirir, geliştirir.
Bu kapasite sizde ne kadar artarsa, o ismin manasi sizde o kadar açilir ve o ismin manasinin hakikatinin isaret ettigi manada da Allah’i tanimis olursunuz.
Yani sizin Allah’i tanimaniz, kendinizde O’nu bulabildiginiz olcudedir!
Kendinizde oldugu gibi baskalarinda da ortaya cikan ozellikler, yine Allah’in isimlerinin ozellikleridir. Ama biz etrafa donuk degil, once kendimizi gelistirmek yonunden olaya bakarsak, nasil zikir beyinde belli bir kapasite genislemesini ve bu kapasitenin gelismesine bagli olarak kisilikte gelismeleri ve kisiligin tekamulunu getiriyorsa ve bu ozellikler de otomatik olarak beyin tarafinda ruha yuklendigi icin, ruhunuzun da cok daha yuksek kapasitede ozelliklerle kemalatla uretilmesini saglamis oluruz.
Yani yaptigimiz bu zilkir calismalari veya bu zikir yanisira yaptigimiz diger “ibadet” adi verilen bireysel menfaate donuk calismalar, yani namaz-oruc-hac vs. gibi calismalar hep bizim kendi gelecegimizi en guzel sekilde insa etmek, olum otesi boyutta yasam sartlarimizi guzellestirmek amacina yoneliktir.
Dolayisiyladir ki biz, ya bu calismalarla kendi olumotesi yasam bedenimiz olan astral bedenimizi-ruhumuzu gelistirecegiz, kuvvetlendirecegiz ve bunun otesinde Allah’i ve Allah’a ait ozellikleri daha iyi anlayip kavrayacagiz, ve onlari anladigimiz bildigimiz olcude kendi yasamimiza ona gore yon verecegiz... ya da bunlari ihmal edecegiz, butun bunlardan bihaber olarak; sanki yukarida ötede bir tanri varmis gibi, sanki onun bizim yaptigimiz şeylere ihtiyaci varmis gibi olayi degerlendirip; “Aman canim, O’nun benim yaptigima ihtiyaci yok!“ deyip, her seye bosverip, ondan sonra da yasamin son derece aci gercekleriyle karsi karsiya kalacagiz!.
Işte bu sohbetimde size bilebildigim, muttali olabildigim kadariyla yasamin gerçeklerinden ve bu gerceklere dayali olarak gelmis olan Din’in tekliflerinden ve Din’in gelis gerekcelerinden soz etmeye calistim..
Bilemiyorum faydali olabildim mi, olamadim miı...
Ama şurasi kesin gercek ki, bu anlattiklarim dogru veya yanlis da olsa siz gene de bu konulari ana kaynaklardan araştirin, düşünün, inceleyin, etüd edin.
YAŞAMINIZLA KUMAR OYNAMAYIN!
Yaşaminiz derken EBEDI YAŞAMINIZdan sözediyorum.
Şu dünyada kac saniye yasadik ve daha kac saniye yasayacagiz, gercek boyuta, gercek zaman degerlerine goreı... Bunu hatirlayin!
Yasaminizin kaç saniyesi gitti veya kac saniyesi veya salisesisi kaldiı
“Timer” hızla işliyor!
Geri sayım başladı... 59 58 57 56....
Hizla azaliyor zaman!
Oyleyse bu kalan zamani cok iyi degerlendirin!.. Bu dediklerimi arastirin!..
“Dogru mu, degil miı” bunlari tasbit edin, kalan son sureyi iyi degerlendirmeye bak



Şərh yazın

  • shocked
  • smile
  • evil
  • grin
  • question
  • lol
  • rolleyes
  • mad
  • wink
  • razz
  • confused
  • redface
  • cool
  • suprised
  • cry
  • sad

captcha